Son Yazilar
Pazar, Ekim 30, 2005
Kim haklı?
Bir tanesi başlamış, "hocam bu bana şöyle yaptı böyle yaptı, yok şunu aldı bunu getirmedi filan" diye uzun uzadıya anlatmış.
Nasreddin Hoca "haklısın evladım" demiş.
Sonra suçlanan kişi başlamış anlatmaya. "Ama hocam" demiş, "ben böyle yaptım ama şöyle oldu, ondan ben de böyle yaptım, aslında o bana böyle yaptıydı."
Nasreddin Hoca "sen de haklısın" demiş.
Bu seferde şahitler "ama hocam hem o hem bu ikisi de nasıl haklı olur?" demişler.
Nasreddin Hoca "siz de haklısınız" demiş..
Bir hayat dersi
Hayat ona göre çok karmaşıktı ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten de yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez bir yenisi çıkıyordu karsısına.
Yine kızın bu yakınmaları karsısında mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi.
Bir gün onu mutfağa götürdü, üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu.. Daha sonra kızına tek kelime etmeden beklemeye başladı.
Kızıda hiçbir şey anlamadı. Bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karsılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi.
Yirmi dakika sonra adam cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı onu da bir tabağa koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı.
Kızına dönerek sordu:
- Ne görüyorsun ?
- Patates, yumurta ve kahve !! diye alaylı bir cevap verdi kızı.
- Daha yakından bak bir de, dedi baba. Patatese dokun.
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
- Ayni şekilde,yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü.
Sonunda kızının kahveden bir yudum almasını söyledi.
Söylenileni yapan kızın yüzüne kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı.
Ama yinede bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:
- Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ?
Babası patatesin de yumurtanın da kahve çekirdeklerinin de ayni sıkıntıyı yasadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntının karsısında farklı tepkiler vermişlerdi. Patates daha ince sert, güçlü ve tavizsiz görünürken kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü.
Yumurta ise çok kırılgandı. Dışındaki ince kabuğu içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca yumurtanın içi sertleşmiş ve katılaşmıştı. Ancak kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.
- Sen hangisisin? diye sordu kızına. Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin? Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? Yumurta gibi kalbini mi
katılaştıracaksın? Yoksa kahve çekirdekleri gibi başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına mı izin vereceksin?
Cumartesi, Ekim 29, 2005
"Güven" çok ince bir çizgidir
Birgün hakimin biri bir bankaya gidip 1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş. Tabii ortalık birbirine girmiş. Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan bu kadar parayı veremeyecekleri söyleyip hemen Içişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı,Başbakanlığa filan telefon etmişler. Ancak
aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış: ÖDEYIN!
Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş. Hakimden ertesi gün gelmesi rica edilmiş. Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış. Aradan birkaç gün geçmiş. Hakim çıkagelmiş. Parayı bankaya geri vermek istiyormuş. Banka yönetimi şaşırıp kalmış. Hemen Adalet Bakanlığı'nı aramışlar.
Derhal bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve hakime hareketinin sebebini sormuşlar. Hakim "Kraliçe nin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım" cevabını vermiş.
Raporlar bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim azledilmiş. Adalet bakanlığı hakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış:
"Kraliçe hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez."
- "Güven" çok ince bir çizgidir. Onu kalınlaştırarak kırılmasını engeleyyen tek şey, "iki taraflı" olmasıdır.
***
NOT: Güzel ve öğretici bir yazı ama ingiliz yargıçların böyle imtiyazlı olduğuna dair internette herhangi bir bilgi bulamadım..
Cuma, Ekim 28, 2005
Ünlü kimyacı Richard Smalley öldü
Tüm kimyacıların başı sağolsun.
Houston Chronicle'daki haber için tıklayınız
Çarşamba, Ekim 19, 2005
Bir AB fıkrası
- "Sayın bakanlar, son aday ülkeler olan Romanya,Bulgaristan ve Türkiye Dışişleri Bakanlarına birer soru yöneltelim ve soruların cevaplarını bilen bakanların ülkelerini gelecek sene AB'ye alalım, ne dersiniz?"
Öneri kabul edilir ve Verhaugen ilk sorusunu Romanya Dışişleri Bakanı'na yöneltir:
- Sayın Bakan, Amerikalılar ilk atom bombasını kaç yılında kullandı lütfen söyler misiniz?
- 1945 yılında.
Romanya alkışlarla Birliğe kabul edilir ve ikinci soru Bulgaristan Dışişleri Bakanı'na yöneltilir:
- Sayın Bakan ilk atom bombası nereye atıldı, lütfen söyler misiniz?
- Hiroşima'ya atıldı.
Bulgaristan alkışlarla birliğe kabul edilir ve üçüncü soru Türkiye Dışişleri Bakanına yöneltilir.
- Siz de lütfen Hiroşima'da kaç kişi öldü, ölenlerin isimlerini ve adreslerini söyler misiniz?
Salı, Ekim 18, 2005
Dünyadaki güç dengesi
yani önemli olan ‘güç’tür ve her devlet çıkarını maksimize etmeye çalışmaktadır. Ancak şu da önemli bir gerçektir ki bu tahakküm ilelebet devam etmeyecek, üçüncü dünya ülkelerindeki mazlum ve mağdur halklar bir noktadan sonra mazlumiyetlerinin ve sömürülüşlerinin acısıyla hiç beklenmedik tepkiler vereceklerdir.
Aynen günümüzde de görünmekte bunun tesirleri.
Bu nedenle kendi çıkarları için de olsa, gelişmiş ve zengin ülkeler süregelen çıkar–merkezli davranışlarının yarın bir bumerang gibi kendilerini vurmaması için bugün dünyanın yeni düzeni ile ilgili ciddi kararlar almak, dünya nimetlerinin (kaynaklarının) ülkeler arasında adilane paylaşımı için bir an önce önlemler almak zorundadırlar. Aksi takdirde sonunda kimsenin memnun olmayacağı ve galibinin de olamayacağı savaşlar neticesinde güvensiz, korku dolu bir dünya eşiğimize kadar gelecektir ve hatta ayak sesleri duyulmaktadır bile...
Pazartesi, Ekim 17, 2005
Bilinen bir hikaye ama..
" Baba 5 milyon verirmisin?"
Kayserili:
"4 milyon mu dedin? Napcan lan 3 milyonu,2 milyon neyine yetmiyo! Al sana 1 milyon yeter!"
Oğlu parayı almış:
"Hehe... Baba zaten 500 binlira lazimdi... "
"Bak sen kerataya... Demek sahte para vermesem kazıklayacaktın!"
Polis kayıtlarına geçmiş, Kayseri'de yaşanmış gerçek bir hikaye
Evin reisi de tam TV'ye dalmışken yayın kesilince televizyonunu biraz kurcalamış, "bozuldu herhalde" diyerek yatmış.
Ertesi gün adam işe gittikten sonra hırsız kapıyı çalıp adamın karısına, "Yenge, beni abi gönderdi, televizyon bozuk, alın da bir bakın dedi" demiş. Saf kadıncağız da televizyonu vermiş. Akşam adam eve gelip de televizyonu görememiş ve karısından olayı öğrenince dumura ugramış tabii. O hafta sonu balkonda keyif yaparlarken bizim hırsız aşağıdan ıslık çala çala onlara bakarak sokaktan geçmiş.
Kadın hırsızı tanımış ve "Bak bey! Televizyonu çalan adam işte buydu!!" demiş. Adam bunu duyunca pijamalarla adamı kovalamaya baslamış. 5 dakika sonra diğer hırsız adamın evine gelip, karısına "Yenge, ben polisim, abi hırsızı yakaladı. Şimdi karakoldalar. Pantolonuyla, cüzdanını istiyor." demiş ve kadın da vermiş normal olarak. Adam hırsızı uzun bir saat kovaladıktan sonra kan ter içinde eve dönmüş...
VEEE yine dumur!
Pazartesi, Ekim 10, 2005
Rita kasırgasından kaçış hikayesi - Bölüm 2: Yola çıktık
***
Yola çıktık ve grup başkanı Osman bey'i aramaya çalışıyorum ama hatlar meşgul. Hay Allah deyip tekrar tekrar deniyorum ama nafile. Neyse diyorum zaten San Antonio 200 mil (320 km) uzaklıkta. 3 saat sonra varcaz vakit var diyerek tamam olsun diyorum. Hem zaten beraber gitmeye de gerek yok. Konvoy halinde düğün merasimi degil ki.
610 Otoyoluna çıkıyoruz her zamanki gibi. 610 numaralı bu "Loop"(döngü) Houston'un içinde daire çiziyor. Yani girip sürekli devam ederseniz sizi tekrar aynı yere getirir. Diğer otoyollar gibi her anacaddeye "Exit" (çıkış) veriyor. Gidiş gelişli bir yol ve bir yere gidecekseniz bir "Ramp" (giriş)'ten giriyor "Exit"inizden çıkıyorsunuz. Kaçırırsanız diğer "Exit"ten çıkar alt caddeden "U" çeker geliş istikametine girer ve istediğiniz noktaya gelirsiniz. Aslında çok faydalı bir sistem. Ama bilmeyenlere de zulüm olabiliyor. Nitekim çıkışı kaçırıp bir iki tur atan arkadaşlar duymuştum. Kimse alınmasın ama biraz lazlık gibi (bunu yapanlar biliyorum laz değiller ama ). 610'u kullanarak eyaletler arası yol, "Interstate"a çıkıyoruz. Bu ise 10 numaralı yol. I-10 diye kısaltılıyor ve "Ayten" diye okunuyor. Bizim Ayten'lerle alakası yok ama. Amerikadaki sisteme göre paralel (Doğu-Batı) yollar çift sayılarla (I-10, I-20, I-30, I-12, gibi) meridyen (Kuzey-Güney) yollar tek sayılarla numaralandırılmış (I-45, I-35, I-59, I-69 gibi). Paralel yollar güneyden kuzeye, meridyen yollar batıdan doğuya dogru artıyor. Kolay hatırda kalıyor.
I-10'e girmek için "Exit"e gelirken 610'da biraz trafik göze çarpıyor. Yol yapım çalışması olduğu için (hos kaç aydır bitiremediler) herhalde diyorum. Yoksa akşamın 8'inde bu trafik hiç normal değil. Yaklaştıkça düşünüyorum acaba "HOV" yolunu kullansak mı diye. "HOV (High Occupancy Vehicle)" (Yüksek doluluktaki araç) aslında normal arabalarda eğer sürücüden başka bir kişi veya fazlası varsa verilen tanım. Bu "HOV" yolu ise tek şerit ve ancak o tanıma giren araçlara açık. Yakalanırsanız $250 ceza yiyorsunuz. İnsanların aynı aracı kullanmalarını sağlayarak ("carpool" deniyor burada), yoldaki araç sayısını en aza indirerek trafiği rahatlatmak için bulunmuş bir formül bu. Trafik olduğu zamanlarda cok kullanışlı bir yol oluyor. Sabahları şehre gelen trafik kullanıyor ve akşamları ise gidenler. Heryerden de girilmiyor bu yola. Ayrı bir "Exit"ten o yola ulaşmak gerekiyor. İşte bu noktada düğümlenmişti düşüncelerim. Acaba "HOV"ye mi girsek diye eşime sordum. O da "bu saatte ne trafiği olacakki" der gibi bakınca ben de "zaten boş görünüyor" diyerek normal "Exit"ten I-10 otoyoluna girdim. Girince gözlerim faltaşı gibi açıldı tabi. Aman Allahım o ne trafik. Ancak Cuma gunleri iş çıkışı görebileceğim bir yoğunluk bir Çarsamba akşamı saat 8'de önüme çıkıyordu. Şaşırdık. Yinede şansımızı denemek için birkaç mil gidelim dedik. 10-15 dakika dura kalka gidince dedim HOV'ye gidiyoruz. Anında bir ters U dönüş (zaten geliş tarafı yol açıktı) doğru HOVye..
HOV yoluna girince herşey meydana çıktı. 80 km hızla seyrederken yanyolda tampon tampona ilerleyen arabaları görüyorduk. Tabi doğru ve mantıklı bir iş yapmanın verdiği mutlulukla daha bir zevkle ilerliyorduk. Hızla şehirden uzaklaşırken trafik azalmak bilmiyordu yan yolda. Tıklım tıklım olmuş yol hep aynıydı ne kadar gitsek de.. Ve belli bir noktada HOV bitti. Zaten şehir trafiğini rahatlatmak adına yapılmış bir yol olduğundan şehirle birlikte o da bitti. Bitince bizi de tıkış tepiş olan yolla birleştirdi. Ne yapalim dedik çekecez artık. İkimiz de ne kadar çekeceğimizi bilmiyorduk. Santim santim ilerlediğimiz nokta Houston'un Gebze'si gibi olan Katy idi. Telefonum çaldı. Arayan diğer Osman bey'di. Meğer o da bizim grupta imiş ve neredesiniz diyordu. Anladığım kadarı ile çıkışımız aynı imiş ama onlar HOVyi almamışlar ve sıkışık bir şekilde ilerliyorlarmış. "Exit" numarasından bizden 15-20 km geride olduklarını öğrendik. Biraz konuştuktan sonra birbirimize "kolay gelsin" diledik ve "görüşürüz" diyerek kapattık. Bir saat geçtikten sonra farkına vardık aslında, bu trafik öyle açılacak ve akacak gibi değildi. Tam 8 saat sonra, (evet "sekiz" saat!) gecenin 3ünde, ~50 mil ötedeki Columbus şehrine varabilmiştik.

Gözlerim kan çanağına dönmüştü. Ayakta sallanıyordum ve garip garip konuşmaya başlamıştım. E tabi 8 saat boyunca öndeki arabanın tamponuna baka baka gelince insan bir yorgun düşüyor. Yol boyunca uykuyu giderici her çareye başvurmuştuk ama artık vücut hayır diyordu. En yakın "exit"ten çıktık ve benzinliğe girdik. 30-40 arabanın benzin için sıraya girdiğini görünce benzin almaktan vazgeçtik ve ihtiyacımızı giderdik. Osman beyler ise hala trafiktelerdi. HOVye niye girmediklerine hayıflanırken bizden yol durumunu soruyorlardı. Birlikte oturur piknik yapar gibi birşeyler atıştırırız diye kararlaştırmıştık yolda konuşurken ama "siz gidin beklemeyin" dedi Osman bey "bizim ne zaman orada olacağımız belli değil". Benzin durumlarını sordum malum sürekli dur kalk yapıyorsun ve Texas sıcağında klima çalıştırıyorsun. "İyi" dedi "en azından oraya kadar getirir". Benim aslında kıpırdıyacak durumum yoktu. İçten içe biraz burada uyusak ne olur ki diye düşünüyor idim. Yol durumunu görünce de uyumanın pek akıllıca olmadığını düşünmeye başladım. Bu kadar gerideki trafik öne yığılacaktı ve yine tıkanacaktı. Hoş, yolumuzun geri kalanını da bilmiyorduk ama bilinmezliğin cazibesi vardı işin içinde. Eşim dedi "ben kullanayım". Ara yol tecrübesi vardı ama ehliyetini yeni almıştı ve hiç otoyola çıkmamıştı. Durumun vehametini görünce ve de zaten uykusuzluktan düşecek durumda olunca tamam dedim. Belki de demişimdir. Ne dediğimi tam olarak hatırlamıyorum aslında. Sonraki 2-3 saat hiç durmadık gibi. Ara yollardan I-10'in yoğun olmadığı bir noktaya kadar harita yardımı ile gittik ve sonrasında ben artık kendimi kaybettim ve daldım. Uyandığımda bir "exit"ten çıkıyorduk ve benzinliğe giriyorduk. Benzin baya azalmıştı ama iyi haber San Antonio'ya gelmiştik! Şehrin girişinde bir yerdi durduğumuz ve pek kimse yoktu. Anlaşılan insanlar yolda mola vermişlerdi. Uykusunu almış biri olarak kalktım önce depoyu doldurdum ve sonra eşimle birlikte ihtiyaçlarımızı giderdik. Artık onun hakkıydı dinlenmek!
Aynı kaderi paylaşan birkaçı ile biraz muhabbet sonrası yola koyulduk ve şehre zafer kazanmış bir kumandan edası ile girdik. Gerideki Osman beye yol raporunu sunduk ve irtibat numaralarını çevirdik. Bizi karşılayan Kemal ve Veysel beyler hemen bizi kalacağımız yerlere götürdüler ve hazırlanmiş yerlerimizde hemen istirahate çekildik.
***Bölüm 3: San Antonio'da tedirgin bekleyiş
Rita kasırgasından kaçış hikayesi - Bölüm 1: Hazırlıklar
Herkes endişeli bir şekilde haberleri izliyor. Okulda arkadaşlarla ne olacak halimiz'i tartışıyoruz. New Orleans'tan (Katrina kasırgasından) kaçıp gelen arkadaşlar var. Onlar bizden daha hassas ve an be an takip ediyorlar. Biraz sabırlı olanı "biz alışığız zaten" diyor. Diğeri "durum ciddi abi" diyor "hafife alınmamalı". Daha önce hiç alışık olmadığımız kasırga takip web sitelerini açıp gösteriyorlar ve kasırganın yollarından biri tam Houston üzerinden geçiyor. Kasırga ölçerler kategorisini 3 olarak söylüyor.
Akşama doğru eve dönüyoruz. Telefonda Osman bey, "Cafer bey hemen paketlenin" diyor "siz bizim gruptasınız, San Antonio'ya gidiyoruz". Zaten gündüz bol bol kaçış teorilerinde iken birden böyle bir çagrı ile karşılaşıyoruz. Meğer Raindrop vakfındaki arkadaşlar bir kriz merkezi kurup tüm texasa paylaştırmışlar Houston'da yasayan türkleri ve arıyorlar teker teker. Sanki bir Sivil Savunma kacış planını andırıyor. Eh dedik madem durum ciddi biz de biraz ciddiye alalım. Biraz birbirimizle bakıştıktan sonra eşimle birlikte "tamam" diyoruz "isi sağlama almak en iyisi". Yinede dereyi görmeden paçaları sıvamak gibi geliyor bu hazırlıklar. Düşünüyorum; madem gidiyoruz bari sanki kasırga vuracakmış gibi hazırlanalım. En azından bir senaryoya göre davranalım. İşi tam yapalım yani. Bu arada Osman bey email atıyor ve gideceğimiz yerin adresini ve arkadaşların telefonlarını veriyor. Eksik olmasın diyoruz.
Bir saat içerisinde elimdeki "Kasırga hazırlıkları listesi" tamamlanıyor. Pencerelere yakın tüm eşyalar içerilere alınıyor, kırılacak eşyalar sarılıyor, tüm fişler prizlerden çekiliyor, yerden 30 santim yukarısına kadar bulunan her eşya yukarılara istifleniyor. Yiyecek listesi de hazır gibi. Su en önemlisi ve 20 litre kadar depolandı. Ekmek, yemek, biskuvi ile yolda yeriz gibisinden bir sepet ıvır zıvır. Gittiğimiz yerde bir hafta kalabilecek şekilde esyalar alıyoruz. Hala olayın büyüklüğünün farkında değiliz ama denileni yapmanın rahatlığı da var.
Arabaya yüklüyoruz tüm listedekileri. Fazlası da var, eh bunu da alalım dediğimiz, ne de olsa arabada iki kişiyiz yer çok. Benzin fullenmiş durumda ve yola çıkmaya hazırız. Çevredeki komşulardan bir ikisini de yolda görüyoruz elindeki yiyecek poşetleri ile birlikte. Gidecek bir yerimizin olması bize kendinden emin görüntüsü veriyor. Onların niye kaçmadığını da düşünmeden edemiyoruz. Sormak da saygısızlık olur düşüncesi ile.
Evi son defa kontrol ediyoruz. Her türlü elektrik aleti güvende, yangın vs. oluşturabilecek herşey kontrol altında ve ışığı söndürüp ayrılıyoruz. Kapıyı kilitledikten sonra tekrar kontrol ediyorum malum New Orleans'ta baya yağmalama olayları olmuştu. Eh ne diye gelsinlerdi ama belli mi olur dedik eseği sağlam kazığa bağlamak gerek.
***
Bölüm 2: Yola çıktık
Pazartesi, Ekim 03, 2005
Merhaba
Yeni bir gün, yeni bir başlangıç. Ve bir pazartesi.
Amerikadan yazılmış yorumlar, öyküler ve bilmedikleriniz. Amerikanın görünmeyen, gösterilmeyen taraflarını da yansıtmaya çalışacağım.
Ciddi olarak "The Lost Commentary" ile başladığım bu blog yolculuğuma "Amerikadan" ile devam ediyorum.
Kısacası hocam, bu siteyi takip edin.